Dr. Moreau’nun Adası
Vivisector, H.G.Wells’in ünlü romanı Dr.Moreau’nun Adası’nı temel alıyor. Oyun kitaptan 100 yıl sonrasında geçiyor. Askeri bir operasyon için romandaki adaya gönderiliyoruz. Ekip arkadaşlarımız ne olduğu belirsiz bir takım hayvanların saldırısına uğruyor. Bir tek biz canlı olarak kurtuluyoruz. Bir an önce bu ıssız adadan kaçmamız gerekiyor, fakat bunu yaparken adadaki karanlık sırları da keşfediyoruz.
Menü arabirimi ameliyat masasındaki bir yaratık şeklinde tasarlamış. Mesela grafik ayarlarına girdiğiniz zaman bir göz kapaklarını kırparak bize bakıyor. Ses ayarlarına geldiğiniz zaman kesilip biçilmiş bir kulak ekrana yansıyor. Ameliyat masasında operasyon geçirmekte olan bir yaratık şekli, menü için iyi tasarlanmış. Gerekli ayarları yaptıktan sonra maceraya dalıyoruz.
Yapım şu hali ile bakıldığı zaman eskide kalmış gibi duruyor. Grafikler bana Quake 3’ü hatırlattı. Modellemeler ve kaplamalar bundan bir kaç sene öncesine ait gibi. Efektleri açmama rağmen pek fazla bir fark olmadı. Açıkcası bir F.E.A.R veya Call of Duty 2’den sonra Vivisector’ün grafikleri çamur gibi gelebilir. Tropikal bir adada olmamıza rağmen, renkler çok karanlık. Tamam gerilimli bir oyun, ama yemyeşil bitki örtüsüne sahip olan bir ada da böylesine karanlık gösterilmezdi.
Parçala kedi
Seslendirmeler genel olarak fena değil. Silah efektleri bir acayip, bazı zamanlar kulağınızı tok diye doldursalarda, bazı zamanlar ciddi derecede kulağınızı çınlatabiliyorlar. Bölümlerde çalan parçalar gerilim dolu ortama ayak uyduruyor. Karanlık bir binaya girdiğiniz de bir anda sessizlikten yükselen müzik, insanı tedirgin edebiliyor.
Firmanın bir şeyler denediği veya yapmak istediği ortadaymış. Karşınıza çıkan hilkat garibesi bir yaratığa ateş ettiğiniz zaman vücudundan parçalar kopuyor. Hatta kopan yere bakarsanız, kemiklerini görebiliyorsunuz. Göğüs kısmına ateş edin, bir bakmışsınız kaburgalar karşınızda duruyor. Çok iyi olmamasına rağmen bu özellik grafiklerin azizliğine uğruyor. Ayrıca her düşman da bu ameliyat işini gerçekleştiremiyoruz. Genel olarak oyun boyunca karşılaşacağımız askeri tiplemeler bundan nasiplenmiyor. Düşmanlarınızın ölümleri program hatalarına kurban gidebiliyor. Tamam normal olarak salakça ölümleri olmasa da, bazı örnekler var. Yetmiş beş derecelik yamuk bir açılı tepede, düşmanı öldürdüğüm zaman, adam aşağı yuvarlanmadı.
Düz mantık
Vivisector oynanış olarak bize çizgisellik vaad ediyor. Gideceğiniz yerler kendilerini yeşil bir ışık hüzmesi olarak belli ediyor. Bir bölümü geçmek için alternatif bir yol bulunmuyor veya ne yapacağımızı biz çözemiyoruz. Sadece yapımcıların belirttiği yönde ilerleme imkanımız var. Birde şu yolumuzu gösteren işaretçi yerlerde aksiyona giriyoruz. İşaretin olduğu yere bir gidin, bir anda etrafınızda alevler olabilir ve yaratıklar sizi çevreleyebilir. O olmasa bile parmaklıklar sizi çevreleyebilir ve yaratıklar sizi çelik parmaklıklar arkasında ablukaya alabiliyor. Sürpriz çıkan ani ataklar, bazen gerçekleşebiliyor. Mesela yolda ilerlerken bir anda tepenize bir yaratık ışınlanabilir. Arada böyle atraksiyonların olması güzel olsa bile, geneli çizgisel bir oyun olduğu için pek etkisi olmuyor.
Düşman yapay zekası gelişmiş değil. Bazı zamanlar saklanıp ateş etme gibi bir iki hareket yapsalar da, bizleri pek etkilemiyorlar. Genetik evrim geçirmiş yaratıklar ise üstünüze koşup saldırmaktan başka marifet göstermiyor. Zorluk seviyesini arttırırsanız ise rakipleriniz sizden bir hayli can götürüyor o kadar. Onun dışında yine klasik davranışlarına devam ediyorlar.
Oyun içinde silahlarımızı ve kendimizi geliştirebiliyoruz. Chrome’dan hatırlayacağımız bu özellik, Vivisector içinde de yer alıyor, ama biraz daha farklı bir şekilde. Bu sefer belli bir puan topluyoruz ve buna göre kendimizi geliştirebiliyoruz. Aynı anda iki düşmanı öldürme, çevreyi keşfetme, gizli yerleri bul vb... olayların içine girdiğimiz zaman, bu puanları toplayabiliyoruz. Böylelikle daha dayanıklı olma, koşma, zıplama gibi yeteneklerimizi arttırmada kullanıyoruz. Ayrıntı içermemesine rağmen oyunun sıkıcı atmosferini biraz atabiliyor. Oyunun ilk bölümlerinde öldürdüğümüz bir düşmanımızın üzerinden bir alet alıp kendimize takıyoruz. Böylece kendimizi geliştirme imkanına sahip olabiliyoruz.
Yok yok!
Vivisector’un en büyük eksikliği birde Multiplayer’nın olmaması. Böyle bir oyuna açıkcası çoklu oyuncunun konması gerekirdi. Hiç olmazsa klasik bir Deathmatch, Team Deathmatch, CTF vb... mod’ları olsa bile yeterdi. Yapımcıların bunu düşünmemesi kötü, belki ileri de bir yama ile bu sorunu hallederler.
Açıkcası Vivisector beni düş kırıklığına uğrattı. Hellforces ile beraber iddialı olan başka bir Rus yapmıydı. Bu hali ile kötünün iyisi olarak idare ediyor. Kontrollerdeki hafif mouse lag sorunu da bulunuyor. Çizgisel olması insanı sıkabiliyor, hep belli bir yoldan ilerlemeniz gerekebiliyor. Klasik bir romanı temel alan oyunun bunu koruyup, bizlere öyle aktarmasını isterdim, fakat kitabı ve potansiyelini kullanamamış. Şu hali ile açıkcası pek fazla ilgi çekeceğini zannetmiyorum, belki alternatif bir şeyler arayan oyuncuların ilgisini çekebilir.
Yorumlar (6)
arkadaşlar bir tane beyaz duvarlı kule uzun bir kule var elektrik sanralleri ve telli kapını orda ışık var dağlardan geçemiporum nasıl geççem yardım plsss
bu reaktör bölümünü nasıl geciyoruz bilen varmı suya atladınmı daha cıkamıyosun gidecegim hedef suyun ilersinde nasıl geciliyo
ben oyunu bitirdim yardım istiyen warsa yazsın
14 numaralı yorumu yapan arkadaş çok saol şimdi deniyeceğim çok saol
canavarı serbest bırak o gidip diger kapıyı bombalıyo birazda sen bombalıyosun kapının aradan geciyosun
arkadaşlar nolur bitiren warsa bi yardım etsin ''canavarın baglı oldugu bir yer var kapıdan cıkınca canavar kaçmış oluyo ardından o alanda sen sıkışıyosun ve ilerdeki kapı açılmıyo açabilen varsa nerde nasıl oldugunu söleye bilir mii''